Kısa Özet Bilgiler

www.ozetbilgiler.com

Şehir Efsaneleri Nedir ?

Şehir Efsaneleriyle ilgili Araştırma Hakkında Yazı kısa özet bilgi

Şehir Efsaneleri

Şehir efsaneleri modern çağın kulaktan kulağa yayılan doğruluğu şüphe götürür, uydurma folklorik hikâyelerine verilen addır.
Birçok folklorik hikâyede olduğu gibi şehir efsanelerinin her zaman uydurma ve gerçek dışı olduğu söylenemez ama genelde çarpıtılmış, abartılmış ve heyecan katılmış hikâyelerdir.
Bu hikâyelerin isimlerinin “şehir efsanesi” olmasına rağmen konularını şehirden almaları gerekmez. Sadace onları geleneksel folklorik hikâyelerden ayırdedebilmek için bu isimle anılırlar. Bu ayrımı daha iyi vurgulayabilmek için sosyologlar ve folklor araştırmacıları daha çok “çağdaş efsaneler” terimini tercih ederler.
Şehir efsanelerinin bazıları aradan yıllar geçmesine ve ülkeden ülkeye yayılmasına rağmen hiç değişiklik geçirmezken bazılarının ülkelere veya yörelere göre modifikasyonları ortaya çıkmıştır. Gelişen teknoloji ve yeni trendlerle birlikte daha önce hiç duyulmamış yepyeni şehir efsaneleri de türetilmektedir. Son yıllarda bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşması ile şehir efsanelerinin sayısı ve çeşitliliğinde bir artma görülmektedir.

******************

Çeşitli Şehir efsane hikayeleri örnekleri

Kız Kulesi Efsanesi
Kız Kulesi‘ne dair efsanelerden en eskisi ve en bilineni Atina kralı Hares’in kızını korumak için kuleyi inşa ettirmesi ve kızını oraya yerleştirmesidir efsanenin tamamı şu şekilde gelişiyor; İstanbul‘un Atina hükümdarlığı altında olduğu dönemde  rahiplerden bir tanesi eşini henüz yeni kaybetmiş olan kral Hares’in yanına gelecek ” Kızınız bir yılan tarafından sokularak öldürülecek” der, bunun üzerine kral Hares denizin ortasına Kız Kulesi‘ni işna ettirir ve kızını bu kuleye yerleştirir, farklı efsanelerde farklı şekillerde Kız Kulesine gönderilen bir sepetten çıkan yılan prensesi sokarak öldürür, bu efsanalerden en yaygını prensese gönderilen bir üzüm sepetinden çıkan yılandır.

************************************

Sapanca gölü Efsanesi
Günün birinde Sapanca’ya bir ermiş gelir.Selam verir selamını alan olmaz.Konuk olmak ister kimse konuk etmek istemez.akşama yorgun argın kasabadan dönerken uzaktan ışık sızan küçük bir kulübe görür.Bir adım daah atacak gücü kalmamıştır.Kulübeye varır,kulübede geçimini sapan yaparak sağlayan iyi yürekli bir insan yaşamaktadır.Ermişi güler yüzle karşılar:buyur eder.”Hoş geldin safala rgetirdin aşı şimdi ocaktan inidirmişitim Tanrıdan bir misafir istiyordum sen geldin” der ve en rahat köşeye misafirini oturtur.izeeiti ikramda bulunur.Daha sonra da yatacak yer gösterip yatırır.Davranışı ermişi çok memnun etmiştir.

Ertesi gün erkenden kalkarlar.Ermiş teşekkür edip izin ister ve yolaö koyulur.Sapancı da karşı tepelere değin onu uğurlar.dönüşte aşağıdaki kasabayı göremez.Yerinde kocaman bir göl olmuştur.Küçük kulübesinden başka ev kandisinden başka insan kalmamıştır.

Kasaba tüm kötülükleriyle yok olmuştur.O günden sonra göle Sapancı Gölü denilir.Zamanla da bu Sapanca’ya dönüşür
************************************************

PAMUKKALE EFSANESİ:

Oduncu güzelinin öyküsünü yüzlerce yıldır insanlar anlatırmış. Ben de geleneği bozmayayım. Çok çok eskiden Çökelez Dağı eteklerinde yaşayan, fakir oduncu bir aile varmış. Bu ailenin kızı, o kadar çirkinmiş ki erkek çocuk anneleri onu görünce yollarını değiştiriyormuş. Fakirliği,genç kızın umurunda bile değilmiş ama çirkinliği canına tak etmiş. Çökelez Dağının eteklerinden kendini boşluğa bırakmış.

Su ve tortu dolu havuza hızla düşmüş.Burada uzun süre suların içinde baygın kalmış. O esnada bu su o çirkin kızı güzelliğe boğmuş.Oradan geçmekte olan Denizli Beyinin oğlu, kanlar içinde güzel kızı görmüş. Atına oduncu kızı alıp evine götürmüş. Kız iyileşmiş ve evlenmişler. O günden sonra kadınlar güzelleşmek için bu ılıcaları ziyaret etmeye başlamış. O gün bu gündür güzelleşmek isteyen tüm kadınlar bu suyun içine atarlar kendilerini.

*************************************************

KIZKALESİ EFSANESİ
1104 yılında Bizanslılar tarafından yapılan Kızkalesi’ne Hellenistik Çağ’da Krambusa deniliyordu. Küçük bir ada üstünde olan Kızkalesi’nin halk arasında çok iyi bilinen güzel bir söylencesi vardı:

Korykos’ta yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğunun olması için, gece-gündüz tanrılara dua edermiş. Sonunda dileği yerine gelmiş, dillere destan çok güzel bir kızı olmuş. Kralın kızı büyüdükçe daha da güzelleşiyormuş. Güzel olduğu kadar yardımseverliğiyle de herkesin olduğu kadar tanrılarında hayranlığını ve sevgisini kazanmış.

Bir gün Korykos kentine bir bilici gelir. Kral da onu saraya davet eder. Yaşlı kral kızının geleceğini öğrenmek ister. Bilici kıza bakınca irkilir, korkar, fakat krala birşey söylemez. Kral biliciyi zorlayınca, “Kralım, güzel kızınızı bir yılan sokacak ve kızınız ölecek. Bu yazgıyı kimse bozamayacak. Siz de engel olamayacaksınız” der.

Kral kızına bundan sözetmez, fakat üzüntüyle derin düşüncelere dalar. Sonunda Korykos Kalesi karşısında kıyıya yakın küçük bir adacık üzerine aktaşlardan bir kale yaptırır.

Hizmetçileriyle beraber güzel kızını bu kaleye kapatır. Olan bitenden haberi olmayan kız, çok üzülmekte, günden güne eriyip gitmekte, olan bitene bir anlam verememektedir. Kızın canı birgün altın sarısı “Tarsus Beyazı” üzümü ister. Saraydan gönderilen üzüm sepeti içinden çıkan bir yılan onu sokar ve öldürür.

Kategori: Edebiyat
  • Sude

    bence daha kısa cevaplar yazın ki ödelerimize sığsın

Duzgun Turkce ile yazilmayan ve hakaret iceren yorumlar yayinlanmayacaktir,